Türkiye’de siyasi gündemi anlamaya çalışırken, halkın gerçek yaşamını göz ardı eden verilerle hareket etmek giderek riskli hale geliyor. Bazı anket şirketleri, toplumun nabzını tutuyor gibi görünse de, gerçekte kendi çıkarlarını veya iktidara yakın çevrelerin beklentilerini yansıtan veriler üretiyor. Örneğin, AKP’li Şamil Tayyar’ın da dikkat çektiği gibi, “masa başı metinler” ve Saray’a yakın medya çevreleri, güvenilirliği tartışmalı anketleri hâlâ “AKP önde” mesajı olarak sunabiliyor. Tayyar, işini ciddiyetle yapan az sayıda firma dışında, çoğu anketin gerçeği yansıtmadığını üstü kapalı biçimde vurguluyor; bu, medyanın ve kamuoyunun yönlendirilmesine dair önemli bir uyarı niteliği taşıyor.
Halkın gündelik yaşamı ise, bu tartışmaların çok ötesinde şekilleniyor. İnsanlar pazarda, markette ve fatura ödemelerinde karşılaştıkları fiyat artışlarını düşünüyor. Siyasetin hesaplı hamleleri, ekonomik sıkıntılar karşısında geri planda kalıyor. Bu nedenle toplumun önemli bir kısmı iktidara karşı ciddi bir kırgınlık taşıyor. Ancak bu kırgınlığın varlığı, iktidarın kendi stratejilerini değiştirmesine yol açmıyor; aksine, farklı yöntemlerle kamuoyunu yönlendirme çabaları sürüyor.
Bu dönemde, Ramazan ayı çerçevesinde iktidarın dini ve kültürel hassasiyetleri öne çıkararak toplumu kutuplaştırma ve yönlendirme çabaları özellikle dikkat çekiyor. Eğitim politikaları üzerinden yayımlanan genelgeler, dini ritüeller ve kamuya yönelik söylemler, bu çabaların görünür yüzünü oluşturuyor. Ama ekonomik gerçeklik, toplumun bu tür hamlelere olan tepkisizliğini gösteriyor. Halk, artık dini hassasiyetler üzerinden gündem değiştirme çabalarını ciddiye almıyor; Ramazan’ın manevi boyutunu siyasetin kutuplaştırıcı bir aracı hâline getirmek, vatandaş nezdinde etkisini kaybediyor.
Siyasi kulislerde konuşulan bir diğer konu, iktidarın farklı anket şirketlerinden elde ettiği verileri birleştirip Erdoğan’a sunduğu “ortalama sonuçlar”. Tayyar’ın da işaret ettiği gibi, bu sonuçlar her zaman beklenen rahatlamayı sağlamıyor ve medya aracılığıyla aktarılsa da halkın gündelik yaşamıyla çelişiyor. Bu tablo karşısında, iktidarın toplumun hassasiyetlerini kullanarak gündemi manipüle etme girişimleri, özellikle Ramazan gibi toplumsal hassasiyetlerin yoğun olduğu dönemlerde ön plana çıkıyor. Ama çarşı pazarda, markette ve sokakta halkın yaşadığı gerçekler, bu stratejilerin etkinliğini sınırlıyor.
TBMM’de yaşanan tartışmalarda ise, eleştirileri “laik atak” olarak niteleyen bazı yetkililer, kendi genelgelerini savunmakta zorlanıyor. Eğer bu tür uygulamalar bu kadar gerekli ise, 23 yıllık iktidar süresince neden gündeme gelmedi? Bu sorunun cevabı, kamuoyunun aklında büyük bir boşluk bırakıyor.
Ekonomik tablo ise çok daha net: Enflasyon, kontrolsüz harcamalar ve halkın temel ihtiyaçlarını karşılamadaki zorluklar, siyasetin kutuplaştırıcı hamlelerini etkisiz hâle getiriyor. İnsanlar artık günlük kaygılarının ötesinde politik manevraları dikkate almıyor. Avrupa’da insanlar bayram ve tatil hazırlıklarıyla uğraşırken, Türkiye’de milyonlarca kişi iftar sofrasına ne koyacağını, bayramda çocuklarına harçlık verecek parayı nasıl ayarlayacağını hesaplıyor. Siyasetin gündemi ile halkın gerçek yaşamı arasındaki fark, her geçen gün büyüyor.
Sonuç olarak, anketler, genelgeler ve kamuoyuna yönelik açıklamalar bir kenara; asıl belirleyici olan halkın gündelik hayatındaki gerçekler. Tayyar’ın da işaret ettiği gibi, medya ve anketlerin üstü kapalı mesajları olsa da, sokaktaki gözlemler gösteriyor ki artık eski etkiyi elde etmek zor. Türkiye’de siyasi gündemi yönlendirmek, ekonomik ve sosyal gerçekliklerle çarpışıyor; halkın zihni ve yaşamı, iktidarın stratejilerinin önüne geçmiş durumda.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder