10 Şubat 2026 Salı

Keçiören’de Taşlar Yeniden Diziliyor: Özarslan Hamlesi Ankara’yı Karıştırdı


Ankara siyasetinde uzun süredir görülmeyen ölçekte bir hareketlilik yaşanıyor. Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın CHP’den ayrılması ve AK Parti’ye geçiş sürecinin hızlanması, yalnızca bireysel bir karar gibi durmuyor; başkentteki güç dengelerini doğrudan etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Bir istifadan fazlası

Özarslan’ın adı, özellikle CHP–İYİ Parti ortaklık dönemindeki PORTAŞ ve Belko süreçleri nedeniyle uzun zamandır tartışmalıydı. Buna rağmen CHP yönetimi, onu yıllardır kazanılamayan Keçiören için aday göstermiş ve kampanyayı Mansur Yavaş’ın açık desteğiyle yürütmüştü. O dönem sahadaki uyumlu görüntü, parti içinde Özarslan’ın etkisini artırmıştı.

Ancak seçim sonrası manzara hızla değişti.

PORTAŞ dosyası yeniden raftan indi

AK Partili Osman Gökçek’in gündeme taşıdığı PORTAŞ iddiaları için İçişleri Bakanlığı’nın yeniden soruşturma izni vermesi, tartışmanın resmî zemine taşınmasına neden oldu. Soruşturmanın açılması, kulislerde uzun süredir konuşulan “AK Parti’ye geçiş” söylentilerini güçlendirdi. Özarslan’ın bu süreçte kamuoyuna açıklama yapmaması, soru işaretlerini daha da artırdı.

Arka planda yoğun trafik

Ankara kulislerine göre Özarslan’ın Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’la yaptığı görüşme, ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi, geçiş sürecinin çok daha önce planlandığını gösteriyor. Özarslan’ın çevresine “Çarşamba rozet takıyorum” mesajını verdiğine dair iddialar da bu tabloyu destekliyor.

CHP alarmda

CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol’un pazar günü yaptığı toplantı, istifanın beklenenden büyük etkiler yarattığını ortaya koydu. Bazı meclis üyelerinin de parti değişikliği düşünebileceğini söylemesi, yönetimde ciddi bir rahatsızlık oluşturdu.

Erkol durum için şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu sıradan bir geçiş değil. Teşvik ve baskıyla yürütülen siyasi bir operasyon.”

Parti kaynakları da Özarslan’ın “disiplin sürecine kalmadan ayrıldığı” görüşünde birleşiyor. Kulislerde, Mansur Yavaş’ın özel kalem müdürüyle yaşandığı iddia edilen tartışmanın da etkili olduğu konuşuluyor.

Özel–Yavaş hattında kritik görüşme

İstifanın ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Mansur Yavaş’ın yaptığı görüşmede, Özel’in daha önce Özarslan’dan “iddialar asılsız” yönünde güvence aldığını ancak gelinen noktada bunun gerçeği yansıtmadığını söylediği öğrenildi. Yavaş’ın ise uzun süredir benzer duyumlara sahip olduğu belirtiliyor.

ABB kaynakları, Özarslan’ın belediye yönetimiyle ilgili hiçbir sorun iletmediğini, tüm taleplerinin karşılandığını vurgulayarak “kararın idari değil, siyasi” olduğunu ifade ediyor.

Keçiören Meclisi kritik eşiğe yaklaşıyor

Mevcut tablo şöyle:

CHP + Özarslan: 28

Cumhur İttifakı: 18


Beş meclis üyesinin daha AK Parti’ye geçmesi, ilçedeki çoğunluğu tersine çevirecek. Bu sadece Keçiören için değil, Mansur Yavaş’ın Ankara genelinde kurduğu denge açısından da önemli bir kırılma anlamına geliyor.

Domino etkisi tartışması

Özarslan’ın ardından şu isimlerin de parti değiştirebileceği konuşuluyor:

•Haymana Belediye Başkanı Levent Koç

•Nallıhan Belediye Başkanı Ertunç Güngör

•Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı

•Beypazarı Belediye Başkanı Özer Kasap


Kasap ve Odabaşı iddiaları hemen reddetti. Haymana ve Nallıhan cephesi ise sessiz. Bu nedenle kulislerde “bekle–gör stratejisi” yorumları yapılıyor.

Büyük sorular masada

Siyaset koridorlarında iki temel soru öne çıkıyor:

 1.AK Parti bir yıl önce yolsuzlukla suçladığı Özarslan’ı bugün neden transfer etmek istiyor?


2. CHP, iddialar doğruysa neden aday yaptı? Yanlışsa neden o dönem sessiz kaldı?



Bu soruların yanıtı, yaşananların kişisel değil, Ankara siyasetine yönelik daha geniş çaplı bir hamle olduğu yorumlarını güçlendiriyor.

Sonuç: Başkent yeni bir döneme giriyor

Tüm gelişmeler bir araya getirildiğinde:

•Özarslan’ın AK Parti’ye geçişi fiilen tamamlanmış durumda.

•Keçiören Meclisi’nde taşlar yeniden dizilebilir.

•CHP Ankara teşkilatı hem dış baskıyla hem iç huzursuzlukla mücadele ediyor.

•AK Parti’nin hamlesi yalnızca Keçiören’i değil, Mansur Yavaş’ın siyasi etkisini hedef alıyor.

•Diğer ilçe belediyelerinde de bekleyiş sürüyor.


Ankara siyasetinde tansiyon bir süre daha düşmeyecek gibi görünüyor. Dosya kapanmadı; aksine, yeni başlıyor.


Ve burada son söz olarak bir not düşmek gerekiyor.

Açıkçası Özarslan’ın bu yönde bir adım atmasına şaşırmadım. Geçmişteki söylemleri, tutarsız çıkışları ve siyasete yaklaşımındaki dalgalanmalar, böyle bir yön değişikliğinin er ya da geç gündeme gelebileceğinin işaretlerini taşıyordu. Ancak mesele yalnızca Özarslan’ın kişisel tercihleriyle sınırlı değil; aynı zamanda CHP yönetiminde ortaya çıkan yapısal bir zafiyeti de görünür kılıyor.

Bir siyasi partinin, binlerce seçmenin kaderini belirleyecek bir aday konusunda yalnızca kişisel güvene, sözlü beyana veya bireysel kanaate dayanması kabul edilebilir bir yöntem değil. Siyaset, dostluk ilişkileriyle değil; belgeyle, denetimle, kurumsal süreçlerle ve objektif değerlendirmelerle yürütülür. Yaşananlar, aday belirleme mekanizmalarının ne kadar daha sağlam, şeffaf ve denetlenebilir olması gerektiğini bir kez daha gösteriyor.

7 Şubat 2026 Cumartesi

Sahibinden Satılık: Deniz Manzaralı Köprü ve Otoyollar

Türkiye, yıllardır kamu yararının kalbinde yer alan ulaşım altyapısı konusunda yeni bir tartışmanın ortasında. İstanbul Boğazı’ndaki iki köprünün ve çeşitli otoyolların işletme haklarının özel sektöre devri için yürütülen hazırlıklar, giderek daha ciddi bir özelleştirme adımına dönüşüyor. Ancak bu süreç, ekonomiden daha büyük bir sorunu gündeme getiriyor: Halkın vergileriyle yapılmış, stratejik kamu varlıkları gelecekte kimin olacak?

Hükümet EY ile Yola Çıktı: Hazırlıklar Derinleşiyor

Bloomberg’in haberine göre hükümet, 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleriyle dokuz otoyolun işletme hakkı devri için uluslararası danışmanlık firması Ernst & Young’a yetki verdi. Teknik değerlendirme ise BTY Group tarafından yürütülecek.

Resmî ihalenin 2026 içinde duyurulması bekleniyor. Bu tablo, “sadece hazırlık” denilen sürecin artık fiili özelleştirmeye doğru ilerlediğini gösteriyor.

“Satış Yok” Deniyor Ama…

Yetkililer sürekli “Mülkiyet devri yok, sadece işletme hakkı” vurgusu yapıyor. Ancak şu fark gözden kaçırılıyor:

İşletme hakkı devri, fiilen gelir kontrolünün ve fiyat belirleme gücünün özel sektöre geçmesi demek.

Köprü ve otoyolların halkın vergileriyle inşa edilmiş olması, bu modeli daha da tartışmalı hale getiriyor.


Yani mesele kâğıt üzerindeki mülkiyet değil; kamusal bir hizmetin piyasa mantığına devredilmesi.

CHP ve Muhalefetin Uyarıları: “Kamu Zarara Uğrar”

CHP bu süreçte en net eleştiriyi yapan taraf. Partinin temel itirazları şöyle özetlenebilir:

🔴 1. Kamu malı uzun süreli özel kontrol altına giriyor

Bu köprüler ve otoyollar sadece birer gelir kapısı değil; ülkenin en kritik ulaşım damarları. CHP’ye göre bu kadar stratejik bir altyapının yönetiminin özel şirkete geçmesi, kamu çıkarı açısından ciddi risk yaratıyor.

🔴 2. Geçiş ücretleri kontrolsüz biçimde artabilir

Bugün bile vatandaş için yüksek bulunan köprü geçiş ücretlerinin, özel işletmecinin kâr baskısı altında çok daha agresif biçimde yükselmesi bekleniyor. Trafik kapasitesi sınırlı olduğundan, özel şirket gelir artırmanın en kolay yolunu ücret artışlarında bulacaktır.

🔴 3. Halkın vergileriyle yapılan projelerden yeniden para kazanılmak isteniyor

Kamu, zaten yıllardır bu altyapıların maliyetini vatandaşın cebinden karşıladı. Şimdi aynı yolların işletme hakkını devredip özel şirketlere gelir kapısı açmak, CHP’ye göre “çifte yük” oluşturuyor.

🔴 4. Uluslararası şirketlere verilen rol şeffaf değil

Hem EY hem BTY Group’un süreçteki ağırlığı ve karar mekanizmalarına etkisi sorgulanıyor. CHP’nin temel sorusu şu: “Türkiye’nin en kritik altyapısı neden yabancı danışmanların rehberliğinde özelleştirme sürecine sokuluyor?”

Ekonomik Gerekçeler Tatmin Etmiyor

Hükümet, bütçe açığını kapatma ve kısa vadeli gelir yaratma hedefiyle bu planı savunuyor. Ancak muhalif uzmanlar, bunun “borç kapatma uğruna geleceği ipotek altına alma” anlamına geldiğini söylüyor.

Geçmişte 2012’de benzer bir girişimin rafa kaldırılmış olması, bugünkü planların da kamuoyu baskısı nedeniyle tartışmalı bir zeminde ilerlemesine yol açıyor.

Neden Tepki Bu Kadar Büyük?

Çünkü mesele sadece bir özelleştirme değil.
Mesele, devletin elinde kalması gereken stratejik varlıkların hangi mantıkla özel sektöre açıldığı.

CHP’nin bakış açısından tablo net:

•Bu karar toplumsal maliyeti artıracak,

•Geçiş ücretlerini daha da yükseltecek,

•Kamu çıkarını zayıflatacak,

•Yabancı danışmanların yön verdiği bir süreçte, ülkenin en kritik altyapısını piyasa mantığına teslim edecek.


Kısacası, deniz manzaralı bir köprünün fiyatına değil, kamu yararına ne olacağına bakmak gerekiyor.

6 Şubat 2026 Cuma

EPSTEIN DOSYASI: AÇIKLANAN BELGELER, RESMİ KAYITLAR VE DOĞRULANMIŞ İSİMLER

X hesabımdan ayrıntıları aktardım, şimdi konuyu biraz üstü kapalı şekilde sunuyorum.


ABD’de Jeffrey Epstein davasına ilişkin gizliliği kaldırılan mahkeme belgeleri kamuoyuna açıldı. Yayımlanan resmi kayıtlar; kaç belgenin açıklandığı, hangi delillerin yer aldığı ve dosyada adı geçen doğrulanmış isimlere dair net bilgiler sunuyor. Aşağıdaki dosya, yalnızca mahkeme kaynaklarına dayanan doğrulanmış bulgulardan oluşmaktadır.



Jeffrey Epstein Kimdir?


Jeffrey Edward Epstein, 20 Ocak 1953’te New York’un Brooklyn bölgesinde dünyaya geldi. Kariyeri boyunca finansçı, yatırım danışmanı ve iş insanı olarak tanınan Epstein, yıllar içinde hem ABD kamuoyunda hem de uluslararası basında en çok konuşulan isimlerden biri haline geldi. Özellikle 2000’li yılların ortasından itibaren hakkında açılan davalar ve yürütülen soruşturmalar, ismini küresel ölçekte tartışmalı bir konuma taşıdı.

Erken Yaşamı ve Eğitimi

Epstein, orta sınıf bir ailede büyüdü. New York Lafayette Lisesi’nden mezun olduktan sonra eğitim hayatına Cooper Union ve New York Üniversitesi Courant Institute’ta devam etti. Ancak herhangi bir üniversiteden resmi bir diploma almadan eğitimini sonlandırdı.

Henüz 20’li yaşlarının başındayken Manhattan’daki prestijli Dalton School’da matematik ve fizik öğretmeni olarak çalıştı. Bu dönemde finans sektörünün önde gelen aileleriyle bağlantı kurdu.

Finans Dünyasına Girişi

1976’da Bear Stearns’ta işe başlayan Epstein:

Baş analist oldu

Özel yatırım danışmanlığına geçti

Varlıklı müşterilerle çalıştı


1981’de Intercontinental Assets Group (IAG) isimli şirketini kurarak çok yüksek gelirli müşterilere danışmanlık hizmeti vermeye başladı.

Servetinin Kaynağı ve Yaşam Tarzı

Epstein’ın serveti hiçbir zaman tam olarak açıklanmadı; finans geçmişi kamuoyunda yıllarca tartışıldı. En bilinen iş ilişkisi milyarder Leslie Wexner ile oldu.

Sahip olduğu mülkler arasında:

New York’ta dev bir malikane

Palm Beach’te villa

New Mexico’da çiftlik

Paris’te daire

Karayipler’de özel ada


yer alıyordu.

2005–2008 Soruşturması

2005’te Florida’da başlayan soruşturma sonucu Epstein 2008’de anlaşmalı bir yargı süreciyle hüküm giydi ve 13 ay cezaevinde kaldı.

2019 Tutuklanması

6 Temmuz 2019’da yeniden tutuklandı. Federal savcılar çok kapsamlı bir soruşturma yürüttü.

10 Ağustos 2019: Ölümü

Epstein, Manhattan’daki cezaevinde yaşamını yitirdi. Ölümü, resmi kayıtlara “intihar” olarak geçti.




📄 Kaç Sayfa Belge Açıklandı?

ABD New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi tarafından gizliliği kaldırılarak yayımlanan dosyaların toplam hacmi:

2.600+ sayfa mahkeme belgesi

900 sayfaya yakın ifade tutanağı

300+ sayfa ek delil ve rapor


(Bu rakamlar yalnızca resmi mahkeme arşivlerinden alınmıştır.)




🎥 Fotoğraf, Video ve Ek Materyal Sayısı

Yayımlanan resmi materyaller:

160+ fotoğraf

Video kayıt: Mahkeme tarafından kamuya açılan video bulunmamaktadır.

Ses kaydı: 0

Tanık ve mağdur beyanı: 40’tan fazla ifade


(Sosyal medyada dolaşan videoların büyük kısmı resmî değildir. Bu bilgiler ABD Federal Mahkemesi tarafından resmî olarak yayımlanan belgelerden alınmıştır.)




📰 Hangi Kurumlar Belgeleri Yayınladı?

Resmi paylaşımlar yalnızca üç kuruma aittir:

1. ABD Federal Mahkemesi (SDNY)

Belgeleri yayımlayan tek resmi otorite

Uçuş kayıtları, ifadeler, e-postalar ve duruşma tutanakları


2. FBI

Bazı delil fotoğrafları

Çok sayıda materyal halen gizlidir


3. Virgin Islands Başsavcılığı

Epstein’ın malvarlığı ve finansal kayıtları


Bu kurumlar dışındaki paylaşımlar resmî veri olarak kabul edilmez.



🧾 Mahkemenin Yayınladığı Resmi Olarak Doğrulanmış İsimler

Aşağıdaki isimler, ABD mahkemeleri tarafından açıklanan belgelerde adı geçen ve resmen doğrulanmış kişilerdir.


Virginia Giuffre – Davanın merkezindeki mağdur

Ghislaine Maxwell – Epstein’ın yardımcısı, hüküm giydi

Alan Dershowitz – Belgelerde adı geçen taraflardan biri

Prince Andrew (York Dükü) – Belgelerde geçiyor, sivil davada uzlaşmaya gitti

Donald Trump – Uçuş listelerinde sosyal temas olarak yer alıyor

Bill Clinton – Uçuş kayıtlarında adı geçiyor

Glenn Dubin & Eva Dubin – Dosyada adı geçen aile

Jean-Luc Brunel – Epstein bağlantılı modellik ajansı sahibi

Les Wexner – Epstein’ın bilinen iş ilişkilerinden biri

5 Şubat 2026 Perşembe

Aziz İhsan Aktaş Davasında Ara Karar: Zeydan Karalar ve 8 Sanığa Tahliye


İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Silivri’de görülen Aziz İhsan Aktaş davasının yedinci duruşma gününde önemli bir gelişme yaşandı. Mahkeme heyeti, aralarında Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın da bulunduğu 9 sanık hakkında yurt dışına çıkış yasağı şartıyla tahliye kararı verdi.

33’ü tutuklu 200 sanıklı dava

İş insanı Aziz İhsan Aktaş’ın, “çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla yargılandığı dosyada, bazı belediye başkanlarına rüşvet verilerek ihalelerin yönlendirildiği iddia ediliyor.
Toplam 200 sanığın yargılandığı, bunlardan 33’ünün tutuklu bulunduğu dava, Silivri Marmara Kapalı Cezaevi Kampüsü’nde görülmeye devam ediyor.

Mahkemeden ara karar

Davanın 7. gününde tüm sanık avukatlarının beyanlarının alınmasının ardından mahkeme heyeti ara kararını açıkladı.
Heyet, 9 sanığın tutukluluk halinin sona erdirilmesine ve haklarında adli kontrol uygulanmasına hükmetti.
Duruşma, pazartesi günü devam edecek.

Tahliye edilen isimler

Mahkemenin yurt dışına çıkış yasağı şartıyla tahliye ettiği sanıklar şöyle:

Zeydan Karalar – Adana Büyükşehir Belediye Başkanı

İbrahim Koçyiğit – Avcılar Belediyesi ihale yetkilisi

İbrahim Halil Çalış – Esenyurt Belediye Başkan Yardımcısı

Müzeyyen Karakaş – Esenyurt Belediyesi çalışanı

Cem Alper Akyüz – Esenyurt Belediyesi çalışanı

Mert Çelik – Esenyurt Belediyesi çalışanı

Ali Fırat Baycan – Esenyurt Belediyesi çalışanı

Oktay Aktaş – İSFALT Muhasebe Müdürü

Mehmet Ataş – Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın makam şoförü


Dava, geniş sanık listesi ve kapsamlı iddialar nedeniyle kamuoyunun yakından takip ettiği soruşturmalar arasında yer alıyor.

4 Şubat 2026 Çarşamba

Feti Yıldız: “Umut Hakkı Konusunda Uzlaşı Sağlandı”


TBMM’de PKK’nin silahsızlanmasını öngören sürece ilişkin adımları belirlemek amacıyla kurulan komisyon, bugün yaptığı toplantı sonrası rapor çalışmasının son aşamasına geçti. Toplantının ardından MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, “Umut hakkı konusunda uzlaştık” açıklamasıyla dikkat çekti.

Komisyona, TBMM’de grubu bulunan tüm siyasi partilerin temsilcileri katıldı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında saat 14.00’te gerçekleştirilen toplantıda, süreci oluşturacak yasal düzenlemeler masaya yatırıldı.

Yasal Değişiklik Gündemde

Toplantı sonrası TBMM Başkanlığı tarafından yapılan bilgilendirmede, komisyonun önümüzdeki günlerde yeniden bir araya gelerek rapora son şeklini vereceği ve raporun Meclis Başkanlığı’na sunulacağı bildirildi.

Toplantının ardından Halk TV’den İsmail Saymaza konuşan Feti Yıldız, uzlaşılan başlıkların ayrıntılarını aktardı. Saymaz’ın paylaştığı bilgilere göre Yıldız, şu değerlendirmelerde bulundu:

> “Prensipte mutabakat oluştu. Ancak bazı yasal engeller nedeniyle düzenleme gerekecek. İnfaz Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nda ağırlaştırılmış müebbet ile idam cezası alanlara yönelik şartlı tahliye yasağı bulunuyor. Bu maddelerde değişiklik yapılması gerekiyor. Engeller kaldırılırsa, AİHM’in umut hakkı kararları uygulanabilir.”



Edinilen bilgilere göre, “umut hakkı” başlığıyla yeni bir yasanın çıkarılması planlanmıyor. Bunun yerine mevcut yasalarda yapılacak değişikliklerle benzer bir uygulamanın fiilen hayata geçirilmesi hedefleniyor.

Bahçeli'nin Mesajları Sürecin Şifresi Olarak Görülüyor

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 22 Ekim 2024’te yaptığı grup konuşmasında PKK elebaşı Abdullah Öcalan’a örgütü sonlandırma çağrısı yapmış, karşılığında “umut hakkından yararlanabileceği” mesajını vermişti. Bahçeli, aynı konuyu dün yeniden gündeme taşımış ve konuşmasını:

> “Öcalan umuda, Ahmet’ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir.”



sözleriyle bitirmişti.

Komisyon toplantısı öncesinde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Feti Yıldız da, Bahçeli’nin açıklamalarının sürecin çerçevesini çizdiğini belirterek, “Liderimiz tüm tabloyu özetledi; aslında bizim ekstra bir şey söylememize gerek kalmadı.” ifadelerini kullanmıştı.

Merdan Yanardağ ve İBB Yönetimi Hakkındaki “Siyasal Casusluk” Soruşturmasında İddianame Tamamlandı


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bir süredir devam eden “siyasal casusluk” dosyasında hazırladığı iddianameyi tamamladığını duyurdu. Soruşturma kapsamında gazeteci Merdan Yanardağ, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB Başkanı’nın siyasi danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün hakkında kamu davası açıldığı bildirildi.

Başsavcılığın Terör Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen inceleme sonucunda hazırlanan iddianamede, şüpheliler hakkında “siyasal casusluk” suçlamasıyla dava açıldığı bilgisi yer aldı.

Kısa bir basın açıklaması yayımlayan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, şu ifadeleri kullandı:

> “Cumhuriyet Başsavcılığımız Terör Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma sonucunda; şüpheliler Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Hüseyin Gün ve Merdan Yanardağ hakkında ‘Siyasal Casusluk’ suçundan bugün itibarıyla kamu davası açılmıştır.”



Soruşturmanın Temeli Hüseyin Gün’ün İfadelerine Dayandı

Dosyanın, 4 Temmuz 2025’te “casusluk” suçlamasıyla tutuklanan Hüseyin Gün’ün dijital materyallerinden elde edilen veriler ve etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadeler üzerine şekillendiği belirtildi.

İddianamede yer alan bilgilere göre:

•“İstanbul Senin” uygulaması üzerinden toplanan bazı kullanıcı verilerinin analiz edildiği,

•Bu verilerin konum bilgileriyle birlikte işlendiği,

•Elde edilen bilgilerin yabancı birimlere aktarıldığı iddia edildi,

•Verilerin siyasi amaçlarla yönlendirme aracı olarak kullanıldığı ileri sürüldü.


Yetkililer, iddiaların yargı sürecinde değerlendirileceğini ve kamuoyunun gelişmelerden haberdar edileceğini bildirdi.

Bahçeli Ne Demek İstiyor?


Siyasetin nabzının düzensiz attığı zamanlarda bazı konuşmalar vardır; içerikleri kadar, hangi bağlamda söylendikleri daha fazla şey anlatır. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son grup konuşması da tam olarak böyle bir türbülansın ortasına bırakılmış bir işaret fişeğiydi. Cümlenin ortasında yer alan ve gün boyu tartışılan ifade ise hem tonuyla hem ima gücüyle dikkat çekti:

“Anadolu huzur bulacak, Öcalan ümitlenecek, Ahmet’ler makamlarına dönecek, Demirtaş yuvasına kavuşacak.”

Bu söz, yalnızca siyasi bir çıkış olarak değil, Ankara’da bir süredir kapalı biçimde yürütülen trafik açısından değerlendirildiğinde, daha büyük bir sayfanın kenarına düşülmüş bir not niteliğinde.

Burada demek istediği 
Öcalan'a özgürlük, Demirtaş serbest kalsın, Ahmet Özer Esenyurt Belediye, Ahmet Türk Mardin Belediye başkanlığına getirilsin diyor...


Geriye sardığımızda tablo daha anlaşılır hâle geliyor

Aslında bu çıkışın nereden beslendiğini görmek için son haftaların gelişmelerini kronolojik değil, içerik merkezli okumak daha doğru olur.

24 Kasım’da AKP–MHP–DEM çizgisinden oluşan bir milletvekili heyetinin İmralı’ya yaptığı görüşme, uzun bir süredir ilk kez bu düzeyde temasın gerçekleştiğini göstermişti. Ankara’ya dönen heyet, komisyon üyelerine dört sayfalık kısa bir özet sundu.
Ne var ki, bu özetin suskunluğu ilerleyen haftalarda anlam kazandı.

Tam iki aya yakın sessizlikten sonra, 23 Ocak’ta Meclis Başkanı devreye girdi ve o görüşmenin 16 sayfalık tam tutanaklarını siyaset kurumunun önüne koydu. Dosyanın genişliği, ilk sunulan özetin gerçeğin yalnızca küçük bir parçası olduğunu gösteriyordu.



Tutanakların içinden çıkan en kritik cümle

Öcalan’ın aktarılan sözleri, sürecin ağırlık merkezini açıkça ortaya koyuyordu. Yaklaşık olarak şu değerlendirme öne çıkıyordu:

“Koşullarım düzenlenirse, iletişim kanallarım açılırsa, süreç ilerler. Kandil ve Rojava üzerinde etkimi artırırım.”

Bu sözler, bir öneriden çok daha fazlasıydı; bir mekanizma tarifiydi. Bahçeli’nin son çıkışı da işte bu mekanizmanın ilk maddesine odaklanıyor.



■ “Neden İmralı merkezi?” sorusu en çok konuşulan başlık

Bahçeli’nin yıllardır sert bir söylemle eleştirdiği Öcalan için şimdi “ümitlenecek” demesi, doğal olarak hem tabanında hem kamuoyunda soru işareti yarattı. Fakat Ankara kulislerinde bu sorunun cevabı oldukça net şekilde konuşuluyor:

•Kuzey Irak’taki silahlı yapılanmanın tasfiyesi,

•Kandil’in sahadaki etkinliğinin kırılması,

•Kampların tamamen boşaltılması


için Öcalan’ın devreye girmesi gerektiği düşülüyor.

Bu nedenle süreçte ilk hareket noktasının İmralı olması, siyasi psikolojiyi değiştirmenin ilk adımı gibi görülüyor.



Kulis planı nasıl ilerliyor?

Sızan bilgilere göre yol haritası kabaca şöyle sıralanıyor:

1. Harkurk ve Metina kamplarının boşaltılması,


2. Suça bulaşmamış unsurların Türkiye’ye getirilerek topluma kazandırılması,


3. Ağır dosyası bulunanların ise ya gelip cezasını çekmesi ya da Irak içinde belirlenen başka bölgelere yönlendirilmesi.



Bu paket, eski çözüm sürecinin birebir tekrarı değil, daha kontrollü ve daha dar kapsamlı bir versiyon olarak yorumlanıyor.




“Meclis’te karşılık bulur mu?” tartışması

Bahçeli’nin geçmiş yıllarda sert çıkışlar yapıp sonra daha yumuşak pozisyonlara geçtiği örnekler çok.
İmamoğlu yayınıyla ilgili polemik, en düşük emekli maaşı konusunda yaptığı çıkış… Hepsinde sonunda “denge” sağlanmıştı.

Ancak bu kez farklı bir durum var.
Konuşmasının tonu, kullandığı tarihsel göndermeler ve özellikle “kararlılık” vurgusu, geri dönüş ihtimalinin düşük olduğunu düşündürüyor.



En hassas nokta: Ülkücü tabanın tepkisi

Terör konusu MHP tabanı için siyaset üstü bir refleks alanı. Bu nedenle Bahçeli’nin Öcalan merkezli bir süreçte bu kadar öne çıkması teşkilatlarda soru işaretlerine yol açabilir.

Bahçeli de bunu gördüğü için konuşmasına adeta bir “iç disiplin” paragrafı yerleştirdi.
Mesajın özü şuydu:

Bu adıma itiraz eden ya yönünü şaşırmıştır ya da başka bir hesabın peşindedir.

Bu söylem, tabanı önceden hizalamaya dönük bir politika olarak değerlendirilebilir.



Sonuç: Bir süredir hazırlığı yapılan zemin görünür hâle geliyor

Medya dilinin değişmesi,

Siyasi tonun yumuşaması,

Aktörlerin pozisyon alması


hepsi, Ankara’da yeni bir kulvar açıldığını işaret ediyor.

Fakat ne kadar siyasi irade gösterilirse gösterilsin, Öcalan dosyası Türkiye toplumunun en hassas başlıklarından biridir.
Bu nedenle süreç hızlansa bile yürüyüş hattı oldukça dar.

Bahçeli ise bu dar hatta ilk adımı atmış durumda ve mesajı net:
Bu kez geri adım düşünmüyor.

1 Şubat 2026 Pazar

ABD ile İran Arasındaki Gerilim Tırmanıyor: 2025’ten Bugüne Son Durum ve 2026’daki Kritik Gelişmeler


 ABD ile İran arasındaki ilişkiler, 2025’ten bu yana bölgesel ve küresel siyasetin en kritik gündem maddelerinden biri haline geldi. Özellikle 2025 yazında başlayan doğrudan askeri saldırılar, müzakerelerin çıkmaza girmesi, İran’daki büyük protestolar ve 2026 başında yeniden yükselen gerilim, iki ülke arasında sıcak çatışma riskini ciddi şekilde artırdı.





🔹 2025’te Savaşın Patlak Vermesi ve Sonrası


2025’in ortalarında bölgedeki gerilim bir savaş ortamına dönüştü. ABD ve İsrail, İran’ın nükleer tesislerini hedef alan hava saldırıları düzenledi ve bu saldırıların ardından İran, Katar’daki Al Udeid Hava Üssü’ne balistik füzelerle karşılık verdi. Bu saldırılar dikkatle izlendi ve silahlı güçler arasındaki çatışmanın boyutunu ortaya koydu. 


Bu gelişmelerin ardından bölgedeki askeri varlık ve güç dengesi devam eden bir gerginlik sarmalına girdi.





🔹 İran’daki İç Meydan Okumalar ve Çatışma Kaynağı


2025 sonundan itibaren İran’da ekonomik kriz, yüksek enflasyon ve sosyal koşullara tepki olarak ülke genelinde geniş protestolar başladı. Protestolar, özellikle 2026 başında yayılarak büyüdü ve Si­yah bayraklı gösterilerle geniş halk kesimlerini kapsadı. Devlet, internet ve iletişimi keserek protestolara sert müdahalede bulundu. Bu süreçte güvenlik güçlerinin müdahalesi, Fardis kentinde 50’den fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylar gibi ciddi ihlallerle anıldı. 


Bu iç gelişmeler, İran yönetiminin uluslararası izolasyonunu artırırken ABD ile olan ilişkilere de doğrudan yansıdı.





🔹 2026’da Gerilimin Yeniden Tırmanışı


📍 Askeri Hazırlık ve Yığılma


2026’nın başında, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını ciddi şekilde artırdığı görüldü. Özellikle USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubu ile ek destroyer ve hava unsurları, Basra Körfezi ve Umman Denizi hattına konuşlandırıldı. Bu adım, Washington’un gerilimi denetim altında tutma ve gerektiğinde caydırma stratejisinin bir parçası olarak açıklandı. 


Irak, Katar ve diğer Körfez devletlerindeki ABD üsleri çevresindeki hareketlilik, hem ABD hem de bölge ortakları tarafından “güvenlik önlemi” olarak tanımlanırken Tahran yönetimi bunu provokasyon olarak nitelendirdi.


📍 İran’ın Sert Yanıtı


İran Devrim Muhafızları ve general Amir Hatami gibi üst düzey komutanlar, ülkenin “tam askeri hazırlık” içinde olduğunu ilan etti ve olası bir saldırıya karşılık verileceği mesajını verdi. 


Aynı zamanda Tahran’da ABD donanmasının bölgede konuşlandırılmasına yönelik eleştiriler yükseldi. İran komuta yetkilileri bu hareketi “psikolojik harekât” olarak nitelendirerek, düşmanın niyetini sorguladı. 





🔹 Diplomasi Çabaları Sürüyor


Buna rağmen diplomasi tamamen askıya alınmadı. İran Dışişleri Bakanı ve ABD tarafı arasında dolaylı temasların sürdüğü basına yansıdı. Dışişleri yetkilileri, diplomasi kanallarının tamamen kapanmadığını, “adil ve eşit görüşmelere açık olduklarını” belirtti. 


Türkiye gibi önemli bölge aktörleri de gerilimi düşürme ve tarafları müzakereye teşvik etme çabaları yürütüyor. Ankara’nın rolü, arabuluculuk ve tansiyonun azaltılması yönünde diplomatik temasları içeriyor. 




🔹 Son Gelişmeler (Ocak – Şubat 2026)


💥 Patlamalar ve Belirsizlik


Son günlerde İran’da meydana gelen patlamalar ve kazalar, bölgedeki tansiyonu artırdı. Özellikle Bandar Abbas liman kentindeki patlama, kritik bir dönemde yaşandı ve resmi yetkililer bunu gaz sızıntısına bağlasa da çevrimiçi paylaşımlar askeri gerilimle ilişkilendirdi. 


🔥 ABD Başkanı Trump’ın Tutumu


ABD Başkanı Donald Trump, “Irak’taki üsler ve deniz gruplarının varlığı” üzerine açıklamalarda bulunarak askeri seçeneklerin hâlâ masada olduğunu belirtti. Trump ayrıca müzakerelerden söz etti ancak sonuç konusunda net bir iyimserlik vermedi. 


🇪🇺 İran’ın Tepkisi


İran parlamento lideri, Avrupa birliklerinin Devrim Muhafızları’nı “terör örgütü” ilan etmesinin ardından tüm AB ordularını terör örgütü listesine aldıklarını açıkladı. Bu adım, Batı ile ilişkilerde korkunç bir simgesel adım olarak yorumlandı. 



🔹 Ekonomik ve Jeopolitik Etkiler


Bölgedeki belirsizlik, enerji piyasalarında doğrudan etkisini gösteriyor. Brent petrol fiyatları gerilimle birlikte hızla yükseldi ve küresel enerji arzı konusunda risk algısı güçlendi. 




🔹 Analistlerin Yorumu: Savaş mı, Diplomasi mi?


Uzmanlar, mevcut askeri yığılmanın bir savaşın kaçınılmaz olduğunu göstermediğini, fakat yanlış hesaplanan adımların çatışmayı tetikleyebileceğini vurguluyor. Diplomasi kanalları açık tutulduğu sürece doğrudan savaşın düşük bir ihtimal olduğu belirtiliyor. 



🧭 Sonuç: Tansiyon Yükseldi, Gerilim Sürüyor


2025’ten itibaren başlayan ABD–İran gerilimi, 2026 başında yeniden belirgin bir şekilde tırmandı. Askeri yığınak, diplomasi çabaları, iç politik baskılar, protestolar ve ekonomik krizler, bu sürecin hem iç hem dış dinamiklerini derinleştiriyor. Tarafların niyetleri hakkında farklı yorumlar bulunurken, bölgede savaş riskinin hâlâ düşük olduğu, fakat hata payının azaldığı uzmanlar tarafından ifade ediliyor.

30 Ocak 2026 Cuma

Özgür Özel’den Erdoğan’a Sert Çıkış: “İstanbul’u Kaybetti, Türkiye’yi de Kaybedecek




Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Kartal’da düzenlenen KİPTAŞ Kartal Kaper Sitesi Teslim Töreni’nde açıklamalarda bulundu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı KİPTAŞ’ın hayata geçirdiği proje kapsamında gerçekleştirilen törende Özel, hem kentsel dönüşüm sürecine hem de siyasi gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Törene katılan Özel, hükümetin deprem sonrası süreçte izlediği politikaları eleştirirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik sert ifadeler kullandı.


Özgür Özel’in Konuşmasından Öne Çıkan Başlıklar

Özel konuşmasında, iktidarın kentsel dönüşüm konusundaki yaklaşımını eleştirerek şu ifadeleri kullandı:

> “Sözünü tutmayıp mahcup olacağı yerde, üç yıl sonra sözünün yalnızca yüzde 50’sini yerine getirip özür dileyeceğine böbürlenen bir iktidarla karşı karşıyayız.”



Kentsel dönüşüm sürecinde vatandaşlara verilen sözlerin tutulmadığını belirten Özel, deprem sonrası imzalanan belgelerle ilgili şu ifadeleri dile getirdi:

> “İnsanların önüne anahtar verirken boş senet koydular. Afet kanununa göre faiz alınmaz ama faiz kısmı da boş. Boş senede imza istiyorlar. Bunu sorduk, bir cevap yok. Muhatabımız Erdoğan ama yine cevap yok.”



KİPTAŞ’ın yürüttüğü projelere değinen Özel, Kartal’daki çalışmanın somut bir örnek olduğunu belirterek:

> “Bugün bana sormuşlar; sizin yaptığınız kentsel dönüşüm projesi var mı diye. İşte var. Senin döneminde mağdur olan bin 500 kişiye anahtar dağıtıyoruz. İlk evleri mart ayında teslim ediyoruz. 2026’da ilk kooperatifin tamamını teslim etmiş olacağız.”



dedi.



“Erdoğan İstanbul’u Kaybetti, Türkiye’yi de Kaybedecek”

Konuşmasının devamında siyasi mesajlarını güçlendiren Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul seçimlerindeki başarısına vurgu yaptı:

> “KİPTAŞ tüm zorluklara rağmen kentsel dönüşüm projelerini sürdürüyor. Ekrem İmamoğlu, ilk olarak Beylikdüzü’nde Erdoğan’ın nasırına bastı. Ardından İstanbul’da beş yılda yarattığı mucizeyle, 30 yıl sonra Erdoğan’ın elinden İstanbul’u aldı.”



Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte söylediği “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” sözlerini hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

> “Erdoğan her gece kendi sesiyle uyanıyor: ‘İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır, İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder.’
Erdoğan İstanbul’u kaybetti; bir sonraki seçimde Türkiye’yi de kaybedecek.”



İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun önümüzdeki seçimlerde önemli bir role sahip olacağını söyleyen Özel:

> “İmamoğlu İstanbul’u kazandı, bir sonraki seçimde Türkiye’yi de kazanacak.”



ifadelerini kullandı.

Aziz İhsan Aktaş Davasında 4.Gün: 20 Sanığın Savunması Dinlendi, 3 Şubat’a Ertelendi



Aziz İhsan Aktaş Davası” olarak bilinen ve kamuoyunda büyük ses getiren soruşturmanın Silivri’de görülen duruşmalarında, ilk oturum sürecinin dördüncü günü tamamlandı. 33’ü tutuklu, toplam 200 sanığın yargılandığı davada bugün özellikle Esenyurt Belediye Başkan Yardımcısı İbrahim Halil Çalış’ın ayrıntılı savunması öne çıktı. Çalış, ihale sürecine ilişkin yetki alanlarını tek tek açıklarken, bilirkişi raporları arasındaki çelişkilere de dikkat çekti.


Duruşmaya Yoğun Siyasi İlgi

Sabah saatlerinde başlayan duruşmayı CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci, CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, CHP Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül ve CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal salondan takip etti. Oturumlar, Marmara Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısındaki 1 No’lu duruşma salonunda yapıldı.

Tutuklu sanıklar arasında:

• Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat

• Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara

• Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin

• Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar

• Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar


yer alırken, etkin pişmanlık hükümleri kapsamında tahliye edilen Aziz İhsan Aktaş da dosyanın sanıkları arasında bulunuyor.

Tutuksuz yargılananlar arasında ise Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere ve Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer bulunuyor.


İbrahim Halil Çalış’ın Savunması

17 Ocak 2025’te tutuklanan Esenyurt Belediye Başkan Yardımcısı İbrahim Halil Çalış, yaklaşık bir saat süren savunmasında suçlamaların hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek kapsamlı açıklamalarda bulundu.

🟩 “İhale bakanlık tarafından onaylandı; sorun varsa süreç sorgulanmalı”

Çalış, dava konusu ihale sözleşmesinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından resmi olarak onaylandığını vurguladı:

> “Bu sözleşme bakanlık tarafından incelenip kabul edilmiştir. Eğer ihalede bir sorun olduğu düşünülüyorsa, o sözleşmeyi onaylayan bürokratların da burada olması gerekir. Sorun yoksa, o halde neden biz yargılanıyoruz?”



Bu ifade duruşma salonunda dikkatle takip edildi.

🟩 Yetki Alanı Tartışması

Çalış, kendisine bağlı olmayan birimlerde gerçekleşen süreçlerden sorumlu tutulamayacağını belirtti:

> “Destek Hizmetleri Müdürlüğü bana bağlı değildir. Bu nedenle ihale işleyişi üzerinde etkide bulunmam mümkün değildir.”



Elektronik sözleşmedeki imzası için ise:

> “Bana yalnızca sistem üzerinden tensip geldi, fiziksel evrakı hiç görmedim. Görmediğim bir belge üzerinden ‘özel belgede sahtecilik’ suçlaması teknik olarak mümkün değildir.”



🟩 “Aziz İhsan Aktaş ile görüşme sadece 35 saniyeydi”

Çalış, iddianamede delil olarak gösterilen görüşmeye ilişkin şunları söyledi:

> “Bu görüşme yalnızca 35 saniyedir. Bu süre içinde talimat, yönlendirme veya yasa dışı bir içerik olması zaten mümkün değildir.”



Bilirkişi Raporları Arasındaki Çelişki

Dosyada iki ayrı bilirkişi raporu bulunduğu ortaya çıktı:

•3 Ocak 2025 tarihli rapor: Çalış’ın sorumluluğu olmadığı belirtildi.

•10 Ocak 2025 tarihli rapor: Çalış’a sorumluluk atfedildi.


Çalış süreci şöyle anlattı:

> “Gözaltına alındığımda dosyada yalnızca ilk rapor vardı. İkinci rapor, gözaltındayken dosyaya eklendi ve tutuklanmama gerekçe gösterildi.”


Savunmanın Duygusal Bölümü

🟥 “Ailemin psikolojisi bozuldu; hakkımızı helal etmiyoruz”

Çalış, ailenin yaşadığı zorlukları anlattı:

> “80 yaşındaki annem haberleri izlerken yıkıldı. Çocuklarım babalarının suçsuzluğunu açıklamak zorunda kaldı. Bu süreç insani değildir. Hakkımızı helal etmiyoruz.”



🟥 “Her an yoğun bakıma alınabilirsin dediler”

Sağlık durumunun cezaevi koşullarında ağırlaştığını belirttı:

> “Kalp rahatsızlığım sabittir. Bir doktor ‘Her an yoğun bakıma gidebilirsin’ dedi. Ayakta durabilmek için normalde aldığım ilaçların iki katını içmek zorunda kaldım.”


İSFALT Sanıkları: Sağlık Problemleri ve Belge Çelişkileri

Dördüncü günün ikinci yarısında İSFALT yöneticileri ve çalışanları savunma yaptı.

Müzeyyen Karakaş

> “6 ve 13 yaşındaki çocuklarımdan bir yıldır uzağım. Hiçbir usulsüzlük yapmadım. Tahliyemi talep ediyorum.”



Burak Sırali (Eski İSFALT Genel Müdürü)

> “Oğlum MS hastası. Cezaevindeyken yüz felci geçirdim. Bilirkişi raporu bana suç unsuru yüklemiyor. Aziz İhsan Aktaş serbest ama biz 6 aydır tutukluyuz.”



Mehmet Karataş (İSFALT Genel Müdür Yardımcısı)

> “185 gündür tutukluyum, gözaltında kötü koşullar yaşadım. Yüksek tansiyon hastasıyım, kalp ameliyatı geçirdim. Aziz İhsan Aktaş’ın adını sorguda ilk kez duydum.”



Karataş, Aktaş’ın avukatlarının tekrarlı sorularına tepki gösterince mahkeme başkanı uyardı:

> “İstediğiniz cevabı alana kadar aynı soruyu farklı şekillerde soramazsınız.”



Oktay Aktaş :

> “Covid sonrası yoğun bakımda kaldım. Şeker, böbrek ve kalp sorunlarım var. Sol bacağımda pıhtı oluştu. Özel eğitime ihtiyacı olan çocuğumu 6 aydır göremiyorum.”


Duruşma 3 Şubat’a Ertelendi

Avukatların ara karar talebi, mevzuat gereği reddedildi. Mahkeme başkanı:

> “Tutukluluk değerlendirmesi, ifadeler tamamlandıktan sonra yapılabilir.”



Duruşmalar 3 Şubat Salı günü saat 10.00’da aynı salonda devam edecek.

27 Ocak 2026 Salı

200 sanıklı ‘Aziz İhsan Aktaş’ davasında ilk oturum sona erdi

 Aziz İhsan Aktaş davasında” ilk duruşmanın ilk oturumu tamamlandı: Sanık savunmaları yarın alınacak


Aziz İhsan Aktaş’ın liderliğini yaptığı iddia edilen organize suç örgütüne yönelik açılan davada ilk duruşmanın ilk bölümü sona erdi. Aralarında belediye başkanlarının da bulunduğu 33’ü tutuklu 200 sanığın yargılandığı dosyada, yarın savunmaların alınmasına başlanacağı bildirildi. İddianamede “örgüt lideri” olarak yer alan ve tutuksuz yargılanan Aziz İhsan Aktaş’ın duruşmaya korumalarıyla gelmesi dikkat çekti. Aktaş, duruşma sonrasında da yine korumaları eşliğinde hakim-savcı kapısından ayrıldı.


Duruşma geniş güvenlik önlemleri altında gerçekleştirildi


İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Marmara Açık Cezaevi Yerleşkesi’ndeki 1 No’lu duruşma salonunda görülen yargılamanın ilk oturumunda, tutuklu ve tutuksuz sanıklar ile avukatların bir kısmı hazır bulundu.


Sanıklar arasında; etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak tahliye edilen Aziz İhsan Aktaş, tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ile tutuksuz Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere ve Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer de bulunuyor.


Duruşma salonuna girişlere sınırlama getirildi


Duruşmanın yapılacağı alanda yoğun güvenlik önlemleri alındı.

— Sanıklar, avukatları ve müdafiler öncelikli olarak salona kabul edildi.

— Basın için 25 kişilik kontenjan ayrıldı ve akreditasyon zorunlu hale getirildi.

— Aynı medya grubundan yalnızca bir temsilcinin içeri alınabileceği belirtildi.

— Her sanığın duruşma salonunda en fazla üç avukatla temsil edilebileceği açıklandı.


Korumalarla duruşmaya gelmesi tartışma yarattı


İddianamede “örgüt lideri” olarak gösterilen Aziz İhsan Aktaş’ın duruşmaya korumaları ile gelmesi bazı avukatlar ve izleyiciler tarafından eleştirildi.

Aktaş korumalarına, basın mensuplarına müdahale etmemeleri konusunda uyarıda bulundu. Soruları yanıtlayan Aktaş, “Adalet mülkün temelidir. İlk günden beri söylediklerimi tekrarlayacağım, kaçmadım buradayım” dedi.


Eleştiriler üzerine Aktaş’ın avukatı, korumaların “devlet tarafından sağlanan resmi korumalar” olduğunu, suikast tehditleri nedeniyle görev yaptıklarını ifade etti.


Sanık avukatlarının talepleri reddedildi


Duruşmada bazı avukatlar, “yetkisizlik, tefrik ve görevsizlik” talebinde bulundu.

Aranın ardından görüş bildiren duruşma savcısı, taleplerin reddedilmesi yönünde görüş verdi.

Mahkeme heyeti, tüm talepleri oybirliğiyle reddetti.


Kimlik tespitleri yapıldı: Aktaş aylık gelirini açıkladı


Oturumda sanıkların kimlik tespitleri de gerçekleştirildi.

Etkin pişmanlık kapsamında tahliye edilen sanıklardan Aziz İhsan Aktaş, aylık gelirinin 250 bin TL olduğunu beyan etti.


Kimlik tespitlerinin ardından iddianamenin özeti okunarak duruşma gün sonu itibarıyla sonlandırıldı.


Savunmalar yarın başlıyor


Mahkeme heyeti, savunmaların bölünmemesi için oturumu saat 16.15’te kapattı.

Yarın ilk savunmayı, tutuklu sanıklardan Ceyhan Kayhan’ın yapacağı açıklandı.

Duruşmalar 27 Ocak – 20 Şubat 2026 tarihleri arasında her gün saat 10.00’da aynı salonda devam edecek.

Keçiören’de Taşlar Yeniden Diziliyor: Özarslan Hamlesi Ankara’yı Karıştırdı

Ankara siyasetinde uzun süredir görülmeyen ölçekte bir hareketlilik yaşanıyor. Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın CHP’d...