30 Nisan 2026 Perşembe

SAĞLIKTA ÖZELLEŞTİRME GÖLGESİ




Türkiye’de sağlık alanı son haftalarda yeniden hareketli. 17 Mart 2026’da yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Maliye Hazinesi’ne ait elli beş taşınmazın özelleştirme kapsamına alınması zaten dikkat çekmişti. Bu tartışma sürerken, 24 Nisan’da yeni bir liste daha yayımlandı ve otuz iki ilden yetmiş bir taşınmaz daha aynı kapsama dahil edildi. Böylece toplamda yüz yirmi altı taşınmazın özel sektöre devrinin önü açılmış oldu.

Bu taşınmazların bir kısmı yıllar önce hizmet vermiş, bir kısmı ise hâlâ kısmî kullanımda bulunan eski hastane yerleşkeleri. Koşuyolu Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesi’nin eski binaları, Bursa Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi, Eskişehir Hava Hastanesi gibi yapılar bu listede yer alıyor. Bu nedenle tartışmalar da yalnızca “mülk satışı” boyutunda kalmıyor; konu doğrudan sağlık hizmetlerinin geleceğine uzanıyor.

Tepkiler büyüyünce İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi bir açıklama yayımladı. Açıklamada “aktif hastanelerin satılmadığı, yalnızca atıl durumdaki bölümlerin değerlendirileceği” ifade edildi. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu da benzer şekilde, hizmette olan hastanelerin bu kararların dışında olduğunu vurguladı.

Ancak burada temel bir soru hâlâ gündemde: “Atıl” tanımı neye göre yapılıyor?
Çünkü listede, tamamen kullanılmıyor olmasa bile yıllardır bölge halkına hizmet veren bazı birimlerin de yer aldığı görülüyor. Bu da kararın kapsamı konusunda belirsizlik yaratıyor.

Bir başka tartışma başlığı da bu alanların geleceği. Şehir merkezlerinde, geniş kullanım kapasitesine sahip ve tarihi değeri olan sağlık yapılarının, yeni kamu yatırımlarıyla güçlendirilmesi yerine özelleştirme kapsamında değerlendirilmesi, doğal olarak toplumda tereddüt oluşturuyor.

Türkiye’de son yıllarda eski hastanelerin yenilenmesi yerine “taşı–kapat–alanı farklı kullan” şeklinde ilerleyen uygulamalar da bu kaygıyı güçlendiriyor. Bazı şehirlerde yılların sağlık tesislerinin akıbeti hâlâ belirsizliğini korurken, yeni kararların bu tabloya ne ekleyeceği merak ediliyor.

Elbette kamu yararı gözetildiği sürece sağlık altyapısının yenilenmesi, modernleştirilmesi ve daha verimli hâle getirilmesi herkesin ortak beklentisidir. Ancak kamuya ait bu alanların planlanması ve özel sektöre devri, geniş kesimlerin doğrudan hayatını etkileyen bir konu olduğu için şeffaflık ve netlik gerektiriyor.

Bugün tartışılan mesele yalnızca taşınmazların listesi değil; sağlık politikalarının uzun vadeli yönü.

Sonuç olarak, mesele yalnızca bazı binaların geleceği değil; toplumun yıllardır emekle kurduğu sağlık mirasının nasıl bir anlayışla yönetileceği meselesidir. Kamuya ait alanların kaderi, kapalı kapılar ardında alınacak kararlara bırakılamaz. Bu ülkenin hastaneleri, arsaları ya da kurumları “atıl” denilerek bir kenara konulacak sıradan yapılar değildir. Yapılması gereken, bu süreçte gerçekleri açıkça paylaşmak, soru işaretlerini gidermek ve sağlık hizmetinin geleceğini toplumun gözü önünde şekillendirmektir. Çünkü sağlık, en küçük hatayı bile affetmeyen bir alandır ve burada yapılacak tercihler yarının Türkiye’sini doğrudan belirler.


19 Nisan 2026 Pazar

Göz Göre Göre Gelen Tehlike

 
Okullarda artan şiddet olayları en son katliamlar ile sarsıldı. Biri Siverek’te, diğeri Maraş’ta.

Her iki saldırı da hem korkutucu hem de “Nereye gidiyoruz?” hissi uyandıran türdendi. Ve işin en kötü yanı, ikisinin de faili lise öğrencisi genç.

Aslına bakarsan bu olaylarda çok şaşıracak bir yanı yok. Çünkü ülkece bu gidişatla bunlar olacağı belliydi. Ve korkarım böyle gidersek daha kötülerini göreceğiz. Yani, görünen köy kılavuz istemez.

Maraş'taki saldırı daha profesyonel diyebiliriz. 5 silah, 7 şarjör ile okulu basmış. Demek ki silaha alışkın, deneyimi var.

Seviyor silah kullanmayı.

Şiddet meyillisi.

Bu, vurdulu kırdılı dizilerden, filmlerden dolayı olabilir; sosyal medyadaki şiddet içerikli paylaşımlardan olabilir; silahlı, adam öldürmeli oyunlardan olabilir.

Mafya dizilerine yönelik kısıtlama geldi, Eşref Rüya dizisi yayından kaldırıldı ama eksik. Tek silahlı diziler değil; bu Kuruluş Osman, Orhanlar onlar da kaldırılması gerekiyor. Şimdi diyeceksiniz: “Onlarda silah yok ve tarih dizileri.” Onlarda kılıç var. Gençlerimiz onları izleyip “Onlarda kılıç var, ben de bıçak, keser vs. alet alırım.” diyebilir. Sonra “Onlar benim atam; onlar bak öldürüyor, ben de öldürürüm.” diyebilir. Evet, belki bazılarına saçma gelebilir ama biz cahil bir halkız; hatta cahil denmez, zır cahiliz. Zaten başımıza ne geliyorsa bunun yüzünden geliyor. O yüzden öyle düşünebilirler.

Üstelik o dizilerde normal mafya dizilerinden çok daha fazla şiddet, kan, vahşet sahnesi var. Biz normal bir dönemden geçmiyoruz; şu anda bu şiddet içerikli dizilerle tarih anlatma devri değil, gençler etkileniyor. Bunların da kaldırılması gerekiyor.

Sonrasında sürekli aldatmanın, ahlaksızlığın normal bir şeymiş gibi anlatıldığı diziler de kaldırılmalı. Toplumun ahlakını bozuyor. Daha çok eskiden olduğu gibi ailenin önemini anlatan, birlik beraberlik duygusu taşıyan diziler yayınlanmalı.

Madem bir işe giriştiniz, tam yapın. Bunlar şart bence.

Sonra suça karışan çocuklar diye tabir edilen suçlarda, yani çocuklarımız gençlerimiz işlediği cinayetlerde müebbet almaları lazım ki başka biri yaptığı zaman “Aman 3–4 yıl yatar çıkarım.” demesin, korksun, yapmasın. Yani olmayan adaletin yerine getirilmesi gerekiyor.

Okullardaki rehber öğretmen artırılmalı. Aklın, bilimin işlediği yöntemler ile ne gerekiyorsa yapılmalı. Bu işler imamlara vs. bırakılmamalı.

Sokak çetelerine son noktayı koymamız gerekiyor. Çocuklarımızı o çetelerden kurtarmalıyız. Ülke resmen Teksas'a döndü. Her köşe başında uyuşturucu, çete vs. bunlara son noktayı koymalıyız.

Silaha erişimin bu kadar kolay olmaması gerekiyor. Çok sıkı önlemler alınması lazım.

Gençlerimiz uyuşturucuya bu kadar kolay erişememesi gerekiyor. Bu konuda emniyet ile beraber çok sıkı önlemler alınması lazım. Gençlerimiz bu illetten uzak durması için elimizden geleni yapmamız lazım.

Aileleri bilinçlendirmek adına 81 ilde seminerler yapılması gerekiyor.

Eğitimin değerini eski haline getirmeliyiz. Diplomanın değerini eskisi gibi yapmalıyız. Şimdiki gibi gereksiz kâğıt parçası olarak kalmamalı. Diplomanın, eskisi gibi vazgeçilmez bir değer olduğu gençlerin zihinlerine yeniden kazınmalı.

Bunlar acilen alınmalı, yoksa bizi daha kötü günler bekliyor...



Fener’in Arka Bahçesi

Bakmayın bugün "diyalog" ve "hoşgörü" makyajıyla servis edildiğine. Arşiv yalan söylemez. Hafıza yanıltmaz. ...