Bakmayın bugün "diyalog" ve "hoşgörü" makyajıyla servis edildiğine.
Arşiv yalan söylemez.
Hafıza yanıltmaz.
Yıl 1821.
Osmanlı’nın ekmeğini yiyen, imtiyazıyla sefa süren Patrik V. Gregorios, Anadolu kan ağlarken ihanetin pusulasını Rusya’ya çevirmişti. Mektuplar, gizli cemiyetler, isyan planları... Bedelini ödedi. Ama o gün o kapıya vurdurulan kilit, sadece demirden bir kilit değildi; bu toprakların milli güvenlik duvarıydı.
Geldik 1919’a...
İngiliz botları İstanbul’un sokaklarını çiğnerken, Fener’in pencerelerinden "Mavri Mira" çığlıkları yükseliyordu. Türk ordusuna kurşun sıkan çetelere takdis duaları edenler kimlerdi? Rum köylerini cephaneliğe çevirip, Bizans hayallerini haritalara dökenler neredeydi?
Fener, o gün bir ibadethane değil, emperyalizmin lojistik üssüydü.
Gazi Mustafa Kemal sürece noktayı koydu.
Lozan’da emperyalizm "Patrikhane kalsın, ekümenik olsun" diye masayı yumruklarken, Ankara’nın iradesi çelik gibiydi: "Siyasi yetki yok, dünya liderliği rüyası bitti!"
Patrikhane, Türk hukukuna teslim edildi. Bir dini birim olarak, Fatih Kaymakamlığı’na bağlandı.
Milli egemenliğin şakası yoktu çünkü.
Peki, şimdi ne oluyor?
İslamcı muhafazakar parti lideri Tayyip Erdoğan’ın yönetimindeki siyasi irade, şimdi o "fesat ocağının" küllerini üflüyor.
Gündem: Heybeliada Ruhban Okulu.
Sanki mesele sadece papaz yetiştirmekmiş gibi bir masal anlatılıyor.
Oysa gerçek başka.
O okul, 1971’de neden kapandı?
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Anayasa der ki; "Eğitim devletin denetimindedir." Patrik efendi ise "Ben devletin denetimine girmem, kendi müfredatımı uygularım" dedi. Yani bir anlamda Türkiye’nin hukuk birliğini tanımayacağını beyan etti.
İşte o gün, devletin bekası için o kapıya kilit vuruldu.
Şimdi bakıyoruz; Asrın Liderimiz ve kurmayları bu meselede bir "hukuki formül" arayışında.
Sormak gerekir: Neyin formülü bu?
Anayasal denetimin dışına çıkan bir "özerk alan" yaratmanın mı?
Lozan’ın o sarsılmaz duvarlarında bir gedik açmanın mı?
Dış dünyadan gelecek bir "diplomatik takdir" uğruna, milli bağımsızlık ilkelerini esnetmenin mi?
Daha dün "yerli ve milli" vurgularıyla topluma seslenenlerin, bugün Fener’in "ekümenik" yani "evrensel siyasi güç" iddiasına kapı aralayan sessizliği düşündürücüdür.
Bir yandan eğitimde birlik ilkesi tartışmaya açılırken, öte yandan Fener’in denetim dışı okul hayaline neden zemin hazırlanıyor?
Açık konuşalım:
Bu okulun açılması, sadece bir eğitim binasının kapılarını açmak değildir.
Bu, 1923’te sökülüp atılan o "siyasi imtiyazların" modern bir kılıfla iade edilmesidir.
Patrikhane’nin "Vatikanlaşma" projesine zemin sunmaktır.
Ekümeniklik iddiasıyla, Türkiye’nin kalbinde kontrolsüz, hukuk dışı bir nüfuz alanı oluşmasına müsaade etmektir.
Tarih, bu sinsi süreçlere karşı stratejik hatalar yapanları, "hoşgörü" adı altında devletin asli yetkilerini paylaşanları asla temize çekmeyecektir.
Dün o kapıda somutlaşan tarihsel emeller, bugün "demokratik hak" söylemiyle anayasal düzenin etrafından dolanarak gerçekleştirilmek isteniyor.
Bu topraklar, tavizle değil, kanla ve sarsılmaz bir hukuk iradesiyle vatan oldu.
Lozan’ı deldirmek, Cumhuriyet’in tapusunu riske atmaktır.
Siyasetin dönemsel manevraları gelir geçer; ama devletin egemenlik haklarında açılan bir yara, bir daha kolay kolay kapanmaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder