12 Mayıs 2026 Salı

Fener’in Arka Bahçesi


Bakmayın bugün "diyalog" ve "hoşgörü" makyajıyla servis edildiğine.
Arşiv yalan söylemez.
Hafıza yanıltmaz.

Yıl 1821.
Osmanlı’nın ekmeğini yiyen, imtiyazıyla sefa süren Patrik V. Gregorios, Anadolu kan ağlarken ihanetin pusulasını Rusya’ya çevirmişti. Mektuplar, gizli cemiyetler, isyan planları... Bedelini ödedi. Ama o gün o kapıya vurdurulan kilit, sadece demirden bir kilit değildi; bu toprakların milli güvenlik duvarıydı.

Geldik 1919’a...
İngiliz botları İstanbul’un sokaklarını çiğnerken, Fener’in pencerelerinden "Mavri Mira" çığlıkları yükseliyordu. Türk ordusuna kurşun sıkan çetelere takdis duaları edenler kimlerdi? Rum köylerini cephaneliğe çevirip, Bizans hayallerini haritalara dökenler neredeydi?
Fener, o gün bir ibadethane değil, emperyalizmin lojistik üssüydü.

Gazi Mustafa Kemal sürece noktayı koydu.
Lozan’da emperyalizm "Patrikhane kalsın, ekümenik olsun" diye masayı yumruklarken, Ankara’nın iradesi çelik gibiydi: "Siyasi yetki yok, dünya liderliği rüyası bitti!"
Patrikhane, Türk hukukuna teslim edildi. Bir dini birim olarak, Fatih Kaymakamlığı’na bağlandı.
Milli egemenliğin şakası yoktu çünkü.

Peki, şimdi ne oluyor?
İslamcı muhafazakar parti lideri Tayyip Erdoğan’ın yönetimindeki siyasi irade, şimdi o "fesat ocağının" küllerini üflüyor.
Gündem: Heybeliada Ruhban Okulu.
Sanki mesele sadece papaz yetiştirmekmiş gibi bir masal anlatılıyor.

Oysa gerçek başka.
O okul, 1971’de neden kapandı?
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Anayasa der ki; "Eğitim devletin denetimindedir." Patrik efendi ise "Ben devletin denetimine girmem, kendi müfredatımı uygularım" dedi. Yani bir anlamda Türkiye’nin hukuk birliğini tanımayacağını beyan etti.
İşte o gün, devletin bekası için o kapıya kilit vuruldu.

Şimdi bakıyoruz; Asrın Liderimiz ve kurmayları bu meselede bir "hukuki formül" arayışında.
Sormak gerekir: Neyin formülü bu?
Anayasal denetimin dışına çıkan bir "özerk alan" yaratmanın mı?
Lozan’ın o sarsılmaz duvarlarında bir gedik açmanın mı?
Dış dünyadan gelecek bir "diplomatik takdir" uğruna, milli bağımsızlık ilkelerini esnetmenin mi?

Daha dün "yerli ve milli" vurgularıyla topluma seslenenlerin, bugün Fener’in "ekümenik" yani "evrensel siyasi güç" iddiasına kapı aralayan sessizliği düşündürücüdür.
Bir yandan eğitimde birlik ilkesi tartışmaya açılırken, öte yandan Fener’in denetim dışı okul hayaline neden zemin hazırlanıyor?

Açık konuşalım:
Bu okulun açılması, sadece bir eğitim binasının kapılarını açmak değildir.
Bu, 1923’te sökülüp atılan o "siyasi imtiyazların" modern bir kılıfla iade edilmesidir.
Patrikhane’nin "Vatikanlaşma" projesine zemin sunmaktır.
Ekümeniklik iddiasıyla, Türkiye’nin kalbinde kontrolsüz, hukuk dışı bir nüfuz alanı oluşmasına müsaade etmektir.

Tarih, bu sinsi süreçlere karşı stratejik hatalar yapanları, "hoşgörü" adı altında devletin asli yetkilerini paylaşanları asla temize çekmeyecektir.
Dün o kapıda somutlaşan tarihsel emeller, bugün "demokratik hak" söylemiyle anayasal düzenin etrafından dolanarak gerçekleştirilmek isteniyor.

Bu topraklar, tavizle değil, kanla ve sarsılmaz bir hukuk iradesiyle vatan oldu.
Lozan’ı deldirmek, Cumhuriyet’in tapusunu riske atmaktır.
Siyasetin dönemsel manevraları gelir geçer; ama devletin egemenlik haklarında açılan bir yara, bir daha kolay kolay kapanmaz.

7 Mayıs 2026 Perşembe

Kimdir Bu Amedspor?


Amedspor bildiğiniz üzere Süper Lig'e çıktı. 

Futboldan ziyade ülkenin fay hatlarını tetikleyen bir spor kulübü Amedspor. Tribünlerdeki siyasi mesajlarıyla, deplasmanlarda yaşanan işte vurdulu kırdılı olaylarla falan özellikle etnik siyasetiyle tartışılan bir spor kulübü. Kürt meselesinin simgesi haline getirilen bir spor kulübü. Etnik kimliği formayla özdeşleştiriyorlar; açılım sürecini, PKK'yı, Abdullah Öcalan'ı kulüple özdeşleştiriyorlar. Tribünlere, Diyarbakır caddelerine işte bu yönde pankartlar asıyorlar. Amedspor'u ideolojik aidiyet olarak sunuyorlar, milli spor kulübü olarak sunuyorlar.
​Bizzat eski kulüp başkanı söylüyor mesela; 'Amedspor bir spor kulübü olmaktan çıktı' diyor. 'Peki ne oldu?' diyor; 'Milli kimliği temsil eden milli takıma dönüştü' diyor. Neresinin milli takımı olmuş oluyor? İnternet platformlarında açık açık söylüyorlar; 'Kürdistan milli takımı' diyorlar. Amedspor'u tebrik edersen eğer demokrasiden yanasın, barıştan kardeşlikten yanasın; Amedspor'u tebrik etmezsen ırkçısın, faşistsin, savaş yanlısı falan böyle sunuyorlar. Etnik kimlik üzerinden tribün kavgalarına, hatta ticari itiş kakışlara bile sebep oluyorlar.
​Bursa'yı hatırlayalım mesela... Bursaspor tribünlerinde işte Leyla Zana'ya yönelik küfürlü tezahürat yapılmıştı, bunun üzerine Amedspor kınama mesajı yayınlamıştı Bursaspor'a yönelik. Kulüp binasına Leyla Zana'nın posterini asmışlardı ve Bursa markası olan, Bursaspor'un forma sponsoru olan Uludağ Gazoz'a yönelik boykot kampanyası başlatmışlardı. E hadi bakalım, Amedspor'a karşılık da bu defa Bursaspor'a destek olanlar Uludağ Gazoz satın almak için, Uludağ soda almak için falan kampanya başlatmıştı. Uludağ Gazoz'la böyle fotoğraf çektirip sosyal medyada falan yayınlıyorlardı, hatırlıyoruz değil mi?
​Dolayısıyla görüşlerini önemseğim sevdiğim biri olan değerli gazeteci, yazar Yılmaz Özdil'in katkıları ile Amedspor kimmiş bir bakalım:

​Bugün 'Amedspor' olarak telaffuz edilen spor kulübünün orijinal adı, yani kuruluş adı: Melik Ahmet Turanspor. Evet, Amedspor'un kuruluş adı bu: Melik Ahmet Turanspor. Çünkü 1972 yılında Diyarbakır'ın Melik Ahmet semtinde kuruluyor. Semtin adıyla kuruluyor bu kulüp. Melik Ahmet semti işte Suriçi'nin Urfa Kapı'ya doğru uzanan en eski ve en geniş caddesi. Aynı zamanda Melik Ahmet Paşa Camisi var o cadde üzerinde. Muhitin ismi de o camiden geliyor. Melek Ahmet aslında, Melek Ahmet Paşa... Aslında orijinali bu ama halk arasında Melik Ahmet deniyor. Amedspor'un 1972 yılındaki kuruluş isminde yer alan Melik Ahmet Turanspor'un Melik Ahmet'i buradan geliyor.

​Peki kimdir bu Melik Ahmet? Melek Ahmet Paşa, Padişah 4. Mehmet döneminde sadrazamlık yaptı. İşte Osmanlı komutanı ve devlet adamı. Aynı zamanda padişahın da damadı, padişah kızıyla evli. Aynı zamanda da büyük Türk seyyahı Evliya Çelebi'nin hem akrabası hem de hamisi. Evliya Çelebi'nin seyahatlerini falan finanse ediyor. Üç farklı dönemde toplam 5 yıl boyunca Diyarbakır'da valilik yapıyor. İsmini taşıyan o camiyi de o sırada yaptırıyor. Melek Ahmet Paşa İstanbul doğumlu, hem anne hem baba tarafından Kafkas kökenli bir Türk.
Aynı zamanda bakın, Osmanlı tarihinde yine Diyarbakır'da valilik yapan bir başka Melek Ahmet Paşa daha var. Evet, iki tane Melek Ahmet Paşa var. Hatta bazı yerel kaynaklar buradaki camiyi yaptıran paşanın padişahın damadı olan Melek Ahmet Paşa değil, öbür Melek Ahmet Paşa olduğunu yazar. Orasına tarihçiler karar versin, yani böyle bir ayrışma da vardır ama kesin olarak şudur ki: Bahsedilen öbür Melek Ahmet Paşa da, yani bu değil de öbürü olduğunu kabul etsek de özbeöz Türkmendir. Evet, özbeöz Oğuz boyudur Melek Ahmet Paşa. Yani Amedspor'un illa etnik kökeninden bahsedeceksek, kulübün kuruluş ismini veren kişiler özbeöz Türktür. 

​Kulübün kuruluş ismi Melik Ahmet Turanspor. Melik Ahmet'i anlattım, peki Turanspor nedir? Nereden geliyor? Hani az önce gazoz dedim ya... Turanspor'daki Turan, gazoz markası. 1960'lı yılların başında Diyarbakır'da Turan Gazozları var. Şehrin merkezinde İş Bankası'nın yan sokağında imalathanesi var Turan Gazozları'nın. Melik Ahmet Turanspor 1972 yılında işte bu gazoz markasının sponsorluğunda kuruluyor. Bursaspor'un forma sponsoru olan Uludağ Gazoz'u boykot ediyorlar, halbuki Amedspor'un 1972'deki kuruluş sponsoru bir gazoz markası: Turan Gazozları.
Şimdi sıkı durun lütfen. Turan Gazozları'nın ismi niye Turan? Sahibinin ismi mi Turan? Hayır. Peki ne demek Turan? Dünyadaki tüm Türk kavimlerinin, tüm Ural-Altay kavimlerinin birliğini savunan siyasi görüş: Turan. Aslında aynı olmadığı halde günümüzde Türkçülükle aynı anlamda kullanılan bir kelime Turan. Çünkü Türkçülüğün babası olarak anılan Ziya Gökalp... Yazar, sosyolog, şair, siyasetçi... Nerelidir Ziya Gökalp? Diyarbakırlıdır. Diyarbakır doğumludur. Annesi Diyarbakır'ın en köklü ailelerinden Pirinççizadelerdendir. Ziya Gökalp'in doğduğu ev bugün müze olarak geziliyor Diyarbakır'da.

​Mustafa Kemal Atatürk ne diyordu mesela? Diyordu ki: 'Vücudumun babası Ali Rıza Efendi, duygularımın babası Namık Kemal, fikirlerimin babası Ziya Gökalp.' diyordu. Evet, Atatürk söylüyordu bunu. Vücudumun babası Ali Rıza Efendi öz babam; duygularımın babası Namık Kemal; fikirlerimin babası Ziya Gökalp diyor. Atatürk'ü böylesine etkilemiş bir aydındı Ziya Gökalp. 'Türkçülüğün Esasları' isimli kitabını yazmıştı ve o kitapta açıkça izah etmişti; Türkçülüğün esasları ırksal değil, siyasi ve kültürel birlikten söz ediyordu. Ziya Gökalp, Atatürk'ün isteğiyle de Diyarbakır milletvekili olmuştu. Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer almıştı ve ne diyordu Ziya Gökalp 'Turan' isimli şiirinde? Turan isimli şiiri var Ziya Gökalp'in. Ne diyordu? 'Vatan ne Türkiye'dir Türklere ne Türkistan, vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan.' Ziya Gökalp'in şiiri. 'Vatan ne Türkiye'dir Türklere ne Türkistan, vatan büyük ve müebbet bir ülkedir Turan.' Ne zaman yazmıştı bu şiiri? 1910 yılında. Nerede yazmıştı? Diyarbakır'da.

​Turan kelimesi ve Turan kavramı işte bu yüzden Ziya Gökalp vesilesiyle Diyarbakır açısından son derece köklü ve kıymetli bir kelimeydi. Cumhuriyet ilan edildikten sonra 1930'lu yıllarda İstanbul'da, İzmir'de falan gazoz üretimi başlamıştı. Küçük imalathanelerde çeşit çeşit isimlerle gazoz üretiliyordu. Göre göre falan yayıla yayıla Anadolu'ya da yayıldı, Güneydoğu Anadolu'ya kadar gitti. 1960'lı yıllarda Diyarbakır'da üç tane yerel gazoz markası vardı: Biri Orduevi Gazozu'ydu, marka bu. Biri Ünal Gazozu'ydu, sahibi Ünal. Biri de Turan Gazozu'ydu. Şu anda artık üretilmiyor, koleksiyonerler için müzayedelerde boş şişe satılıyor. Hatta geçenlerde internet üzerinden yine satıldı bir tanesi, boş şişe acayip paralarla da alıcı buluyor, bunların koleksiyonerleri var.
İşte bu Turan Gazozları'nın sahibi, 1972 yılında kurulan Melik Ahmet Turanspor'un hem sponsoruydu hem de iki isim babasından biriydi. Parayı verdiği için ismini de kulübe koymuştu. Amatör kulüp olarak kurulmuştu. Her amatör kulüp gibi işte formayı, şortu, topu falan satın alacak bir sponsora ihtiyaç var, parayı verecek biri lazım. O dönemde Diyarbakır'ın en popüler gazoz markalarından biri olan Turan Gazozları sponsor oldu, kulübün adı da Melik Ahmet Turanspor olarak kuruldu. Muhitin ismiyle ve sponsorun ismiyle kuruldu.

​Yani Amedspor'un illa etnik kökeninden bahsedeceksek: Kulübün kuruluş ismini veren kişi Melik Ahmet özbeöz Türktür. Kulübe ismini veren sponsor da Turan; Türkçülüğün kod adı. Şimdi sıkı durun lütfen... Şu anda işte böyle 'Kürdistan milli takımı' olarak falan sunulan Amedspor'un kuruluş renkleri neydi biliyor musunuz ilk kurulduğu renkler? 1972... Kırmızı-beyazdı. Evet, renklerini hem Turan kavramından hem de sponsor olan Turan Gazozu'ndan almışlar. Tıpkı Türk milli takımı gibi kırmızı-beyazdı renkleri. Amedspor'un kökeni kırmızı-beyaz, Türk milli takımının... Sonra 1985 yılına kadar böyle geldiler. Kırmızı-beyaz formalarla Melik Ahmet Turanspor olarak geldiler.

​1985 yılında Turan Gazozları piyasadaki ekonomik rekabetini kaybetti. Yeni yeni piyasaya çıkan işte yerli gazoz markalarıyla, ayrıca işte Coca-Cola, Pepsi ile falan rekabet edemedi, piyasadan çekildi. E sponsorluktan da çekildi haliyle. Kulübün ismi 1985 yılında Melik Ahmetspor olarak değiştirildi. Renkleri aynı kaldı; Türk milli takımı gibi kırmızı-beyazdı. Melik Ahmetspor beş yıl sonra, 1990 yılında Melik Ahmetspor kulübü Diyarbakır Belediyesi tarafından satın alındı. Kulübün adı da Diyarbakır Belediyespor olarak değiştirildi. Kırmızı-beyaz ufak ufak 'alerji' yapmaya başlamıştı... 1990 kulübün ismi değiştirilirken renkleri de değiştirildi; yeşil-beyaz oldu. Evet.

​1993 yılında Diyarbakır şehrimiz büyükşehir statüsüne alındı. Kulübün ismi de ne oldu? Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor olarak değiştirildi. Üç yıl sonra, 1996 yılında kulübün renkleri yine değiştirildi. Yeşil-beyazdan vazgeçildi, sarı-kırmızı oldu. Ya niye böyle bir şey yaptınız diye sordular. 1996 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Refah Partiliydi, 94 yılında kazanmışlar, Ahmet Bilgin'di. Kulüp başkanı da o zaman Ferit Çağlayan diye biriydi. Dediler ki; 'İkimiz de aslında Galatasaray taraftarıyız, e bu yüzden kulübün renklerini sarı-kırmızı olarak değiştirdik' dediler.

​Peki gerçekten öyle miydi? E değildi tabii... Yani o dönemde medyaya yansıyan haberler gayet açık yazıyordu, öyle değildi. Abdullah Öcalan Galatasaray taraftarıydı, bunu röportajlarında açıkça dile getiriyordu. Hatta kardeşi Osman Öcalan gazeteci Hasan Cemal'e anlatmıştı, demişti ki: 'Forma sarı-kırmızı, sahanın çimleri de yeşil; sarı-kırmızı-yeşil PKK renkleri oluyordu, bu yüzden Galatasaray taraftarıyız' diyordu. Hasan Cemal anlattı bunu Osman Öcalan'dan. Ki zaten Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor'un renkleri sarı-kırmızı olarak değiştirilir değiştirilmez tribünlerde hep aynı pankart asılıyordu. Nedir o? 'Seni seviyoruz Cimbom, seni seveni de' diye pankart açılıyordu. Sarı-kırmızı renkler üzerinden Galatasaray kulübünün ismini alet ederek akıllarınca örgüt propagandası yapıyorlardı. Galatasaray'ın popülaritesinden de faydalanarak Abdullah Öcalan da röportajlarında buna atıfta bulunuyordu o tarihlerde. Futbolun ve Diyarbakırspor'un toplumda üstlendiği rolü filan anlatıyordu.

​İsmiyle, sponsoruyla, felsefesiyle Türk kulübü olan Melik Ahmet Turanspor; renkleriyle, ideolojisiyle, ufak ufak ismiyle örgütün oyuncağı haline getiriliyordu, etnik maşa haline getiriliyordu. 1996... Aradan 16 yıl falan daha geçti, 2013 yılı oldu. Kulübün renkleri bir kez daha değiştirildi. Ne yapıldı? Yeşil-kırmızı yapıldı. Dediler ki; 'Diyarbakırspor'un orijinal renkleri bu, o yüzden bu rengi aldık' dediler. Aradan bir yıl daha geçti, 2014 yılında bu defa kulübün ismi değiştirildi; 'Amedspor' yapıldı. 'Amed' ne? Neydi yani? Lafı böyle hiç eğip bükmeye gerek yok: PKK'nın istediği isimdi. PKK'nın Diyarbakır şehrimize vermek istediği isimdi: Amed.

​Diyarbakır tarih boyunca aslında Türkmen boylarının yerleşim yeri, kültürel dokusu hep bu kökenle şekillendi. 11. yüzyıldan itibaren Selçuklu'yla, Artuklu'yla, Akkoyunlu gibi Türk devletleriyle mimari ve sosyal açıdan daima Türk İslam merkezi haline getirilmişti. Hep böyle gelmişti. PKK ise daima bambaşka bir tarih yazmak istiyordu, alternatif bir tarih yazmak istiyordu. 'Amed' ismini Diyarbakır'ın en eski ve asıl ismiymiş gibi sunmaya çalışıyorlardı hep. Halbuki tarihin hiçbir döneminde şehrin ismi 'Amed' olarak kayıtlara geçmemiş. Yok böyle bir şey. Asur kayıtlarında mesela 'Amidi' vardı, Amidi. Roma ve Bizans'ın bazı kaynaklarında da 'Amida' var. Arapça bazı eserlerde de 'Amit' var, Amit. Hatta Türkmen ağzıyla bu Arapça Amit ismi 'Hamit'e dönüştü; Hamit ismi oradan geliyor aslında. Hamit... 'Amed' ise yok. Ahmet yok. Tarihte böyle Amed diye bir tek örnek bile yok. Tamamen örgütün dayattığı, Kürtçe diye dayattığı bir algı operasyonu.

​Diyarbakır'ın orijinal isminin Amed olduğunu, Osmanlı'da böyle kullanıldığını, Cumhuriyet ilan edilince de 'Amet'in silinip zorla Türkçeleştirmek için Diyarbakır yapıldığını falan anlattılar. Külliyen yalan tabii. Hem Osmanlı'da öyle değil, hem de eğer Osmanlı'yı örnek alacak kalsak; ya İstanbul'a da 'Konstantiniyye' dememiz lazım öyle değil mi? Ankara'ya 'Angora' dememiz lazım. İzmir'e 'Simirna' dememiz lazım. Osmanlı'da böyleydi: İstanbul, Ankara, İzmir... Cumhuriyet böyle yaptı, İstanbul, İzmir yaptı. Amed tarihi böyle kendi kafasına göre yazmak isteyen bölücü örgütün palavrasıydı, algı operasyonu.

​Bakın PKK'nın Avrupa'da yayınlanan gazeteleri var mesela... 1990'lı yıllardan beri hava durumu yayınlıyorlar, tek tek yazıyorlar. 90'larda bile böyleydi. Bakın yazıyor mesela; diyor ki 'Berlin işte 20 derece, Atina 22 derece, işte Roma şu derece, Paris, Londra falan... Ankara 22 derece, AMED 24 derece' diyor. 90'lı yıllardan beri PKK'nın bütün yayın organlarında Avrupa başkentleri yazılırken işte Berlin, Ankara, Roma, Paris, Londra... AMED yazar. Evet, Amed'i başkent olarak... E bu ülkenin başkenti Ankara olduğuna göre, Amed neresinin başkenti? İşte bunu dayatıyorlar 90'lı yıllardan beri.

​Üstelik 2014 yılında kulübün ismini Amedspor olarak değiştirirken renklerini de değiştirdiler; yeşil-kırmızı-sarı yaptılar. Evet. Yani tıpkı yıllar önce Osman Öcalan'ın Hasan Cemal'e söylediği gibi: Yeşil, kırmızı, sarı... Hayalini kurdukları Kürdistan'ın bayrak rengi yaptılar Amedspor'un renklerini. Ama neyse ki Futbol Federasyonu zahmet etti yani müdahale ettiler, 'sarı olmasın' diye rica ettiler. Sarının yerine beyaz yapıldı. Amedspor'un renkleri şimdilik yeşil-kırmızı-beyaz, ricayla...

​Ayrıca sayın hükümetimiz, bu AKP hükümeti bu gidişata bir katkı daha da bulundu. Diyarbakır Atatürk Stadyumu vardı. Evet, 1960 yılında inşa edilmişti bu. Amedspor, Amedspor olmadan önce bütün maçlarını o statta oynuyordu. 2016 yılında komple yıktılar, tarihten sildiler. Onun yerine yeni bir stadyum yaptılar, Atatürk ismini sildiler. Sadece Diyarbakır Stadyumu... 'Amed Stadyumu' da diyebileceklerdi de onu henüz demediler yani. 

​Eğer Türkiye'nin açılım ayaklarıyla nereden nereye getirildiğini görmek istiyorsanız Amedspor'a bakmanız yeterli. Kuruluş renkleri Türk milli takımının renkleri olan kırmızı-beyaz olan; kuruluş ismini özbeöz Oğuz boyundan, Türkmenlerden alan; kuruluş felsefesini Ziya Gökalp'ten, Turan kavramından alan; tıpkı Bursaspor'un Uludağ Gazozu gibi kuruluş sponsoru gazoz markası olan spor kulübümüze bugün bakıyoruz... Nasıl dönüştüğüne bakıyoruz: İsmi değişmiş, Öcalan'ın istediği gibi Amed olmuş. Renkleri değişmiş, Öcalan'ın istediği gibi Kürdistan bayrağının renkleri olmuş. Felsefesi değişmiş, spor kulübü olmaktan çıkmış, etnik siyasetin maşası haline getirilmiş. Eski kulüp başkanı söylüyor; 'Milli takım oldu' diyor Amedspor. İşte bu Ziya Gökalpçi Turanspor'du, Öcalancı Amedspor yaptılar hepimizin gözünün önünde. Herkes tribünde seyrediyor.

​Hatta Süper Lig'e çıktıkları maçın, Iğdırspor maçının sonunda çok matrak ve aynı zamanda çok hazin bir olay yaşandı. Amedspor'un Senegalli futbolcusu Mbaye saha içinde kendi ülkesinin bayrağını, Senegal bayrağını açtı. Sarı-kırmızı-yeşil Senegal bayrağı... Ya saha içindeki polisler anında müdahale ettiler 'PKK bayrağı' diye, futbolcunun elinden almaya çalıştılar. Senegalli futbolcuyu polisin elinden zor aldılar. Diyarbakır'ı Amed yapmışlar izin vermişsin, kulübün forma renklerini Apo'nun istediği gibi değiştirmişler ona da izin vermişsin, sonra gidip elalemin bayrağı üzerinden milli hassasiyet gösteriyoruz. Yani öyle mi? Dedim ya çok matrak ama bir o kadar da hazin.
Geçmişe dönelim sene 2009 yılıydı, bundan önceki açılım dönemiydi yani. PKK ile yine bugün olduğu gibi masaya oturulmuştu. İmralı ile Kandil arasında böyle kuryeler mekik dokuyordu filan. 'Analar ağlamasın' filan deniyordu. Açılıma itiraz edenlere ırkçı damgası yapıştırılıyordu, 'iki cihanda lekeli' falan diyorlardı. İşte tam o sezon, tıpkı bugün Amedspor'un Süper Lig'e çıkması gibi, tesadüfe bakın ki 2008-2009 futbol sezonunda şak, Diyarbakırspor Süper Lig'e çıkıvermişti. Diyarbakırspor tıpkı bugün Amedspor'da olduğu gibi sadece futboldan ibaret değildi. Açılımın parçası olarak görülüyordu, etnik siyasetin temsil alanı olarak görülüyordu. Türkiye'de ne zaman açılım açılsa Diyarbakır'dan bir futbol başarısı sahneye çıkıyor. Her açılımda futbol var. Bugün 2026'da Amedspor Süper Lig'e yükseldi, 2009'daki açılımda Diyarbakırspor Süper Lig'e yükselmişti.

​Bakın buraya bir parantez daha açayım, bir bilgi daha vereyim: 2009 yılındaki açılım sırasında Süper Lig'e yükselen Diyarbakırspor, açılım biter bitmez çöküşe geçti, şu anda bölgesel amatör ligde mücadele ediyor. O ilk açılımın yıldız takımıydı Diyarbakırspor. Diyarbakırspor'un kökenine baktığımızda ne görüyoruz? 1968 yılında Diyarbakır Amatör Ligi'nin iki ezeli rakibi vardı: Diclespor, Yıldızspor. Diclespor ve Yıldızspor kulüplerinin birleşmeleriyle kuruldu Diyarbakırspor. Yıldızspor kulübünün eski ismi neydi? Gençlik İdman Yurdu'ydu, Diyarbakır'ın ilk amatör spor kulübüydü. Diyarbakır'ın o ilk amatör spor kulübü, Diyarbakırspor'u oluşturan o kulüp kimin önderliğinde kurulmuştu biliyor musunuz? Ziya Gökalp'in! Evet. Hem Amedspor hem Diyarbakırspor... Açılıma alet edilen futbol kavramının Diyarbakır'daki kökeninde hep Ziya Gökalp var. Ya Türkçülüğün babası olarak tanınan Ziya Gökalp'in izlerini evirip çevirip Kürt etnik hareketini spor kulüpleri haline getirdiler.
Kapatalım parantezi, devam edelim. Gerçekleri arşiv yazar. Öyle herkese 'ırkçı mırkçı' yok, öyle dinleyeceksiniz tarihi, dinleyeceksiniz olduğu gibi. Bugünkü açılımda Amedspor Süper Lig'e yükseldi, 2009'daki ilk açılımda Diyarbakırspor Süper Lig'e yükselmişti. Bakın o dönemde Başbakan şimdiki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'dı. ABD'ye gitmişti 2009 açılımında, Princeton Üniversitesi'nde konferans vermişti ve lafı evirip çevirip bu açılıma getirmişti. Ne demişti biliyor musunuz? Tarihi sözler söylemişti: Demişti ki; 'Açılımın hepsi bir anda olmaz, hazmede hazmede, hazmettire hazmettire ilerlememiz gerekiyor' demişti. Evet, 

2009 yılındaki o ilk açılımda asrın liderimiz kelimesi kelimesine böyle diyor: 'Açılımın hepsi bir anda olmaz, hazmede hazmede hazmettire hazmettire ilerlememiz gerekiyor' diyordu. Gayet aydınlık değil mi? 'Hazmede hazmede kabul edecekler' diyordu yani, 'hazmettire hazmettire ilerleyeceğiz' diyordu. E aynen böyle olmadı mı? 2009 yılındaki o ilk açılımdan itibaren hazmede hazmede, hazmettire hazmettire 2026 yılında nereye geldik? Eğer Türkiye'nin açılım ayaklarıyla hazmede hazmede nereye götürüldüğünü görmek istiyorsanız Amedspor'a bakmanız yeterli. Amed... 
Futbolu seviyoruz ama gerçekleri de bilmek lazım. 

 İşte böyle bir kulüp Amedspor ve bu kulüp Süper Lig'e çıktı.  

Sen gidip; kadın, çocuk, yaşlı, bebek ayırt etmeden 50 bin Türk evladını öldüren bir terör örgütünün takımını liginde oynatacaksın.

Daha doğru bir deyişle bir terör örgütünün futbol takımını, ülkenizdeki en büyük lige çıkarıyorsunuz.

Şimdi yazıyorum; bu karar futbol tarihimizin en ağır bedellerinden birine dönüşecek.
Bugün bir spor başarısı gibi pazarlanan bu süreç, yarın güvenlik krizi olarak önümüze gelecek...

Fener’in Arka Bahçesi

Bakmayın bugün "diyalog" ve "hoşgörü" makyajıyla servis edildiğine. Arşiv yalan söylemez. Hafıza yanıltmaz. ...